17 Ocak 2017 Salı

Dracula Geri Döndü



Merhabalar :)) 

En son 30.08.2015'te yorum yapmışım. Ygs-Lys, vizeler derken sonunda yeniden buradayım.Bir yıldan fazla olmuş ve itiraf ediyorum ne bloglardan ne sayfalardan ne gündemdeki kitaplardan haberim var. Ayın 12'sinde İstanbul Kitap Fuarı'nın başladığını öğrendim ama :P

Aslında bu postta 15 dk önce bitirdiğim kitabın yorumunu yapacaktım, vazgeçtim. Sizleri özlemişim, selamlaşma gibi olsun istedim :)


Bildiğiniz üzere -emin olamadım- Bursa'da yaşayan bloggerdım. Şimdi ise hayalini gerçekleştirip Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde okuyan ve doğal olarak Eskişehir'de yaşayan bir bloggerım.Geleli iki ay oldu sadece vize haftasında sıkıldım. Üniversiteye hazırlanan arkadaşlarıma kesinlikle tavsiye ediyorum. Diğer illerde hiç okumadım :P en iyi burası diyemem ama burası iyi diyebilirim. :D


Bi 15 günlük İsviçre maceramda oldu okula başlamadan belki onun için görsellerle ve beni şaşırtan durumlarla ilgili yeni bir post açarım ama şuanlık pek düşünmüyorum.

Başka başkaa hımm sanırım yoruma geçsem iyi olacak çok özledim.

Sevgiyle kalın sevgili Kitap İçicilerim<3

30 Ağustos 2015 Pazar

Her İşte Bir Hayır Var \ Matthew Quick - Yorum


Arka kapak kulağında yazarın kısa biyografisine denk gelene kadar Matthew Quick'in Umut Işığım'ın yazarı olduğunu hatırlamadım. Kitap boyunca yazarın kalemi tanıdık gelsede bir türlü çıkaramamıştım. ''Offf ya, yok artık'' oldu ilk tepkim fark edince. Biraz daha zorlasaymışım hatırlarmışım :P



(Bu adama ben de bayılıyorum.)


Sevgili Richard Gere,
Annemin çekmecesinde ''şahsi'' iç çamaşırları ile ikinci el giysiler satan yerel bir mağazaya bağışlayabileceğim ''az kullanılmış'' iç çamaşırları ayarlıyordum ki yazdığınız mektubu buldum.
Hatırlayacağınız üzere mektubunuz, 2008 yılında düzenlenen Pekin Olimpiyatları'yla ilgiliydi. Çin hükümetinin Tibet' e uyguladığı zulmü ve insan haklarını protesto ediyor, herkesi boykota davet ediyordunuz. ...
... Ben bir kuş değilim.
Ben kuş değilim. 
Ben kuş değilim.
Ben.
Kuş.
Değilim.

Hayranın,
Bartholomew Neil
***

Kendisini rahatsız olan annesine bakmaya adamış olan Neil, annesini kaybettikten sonra boşluğa düşüyor. 'Hayat' adına tek iyi şey bile bulamayan bu adam, yeniden mutluluğa 'merhaba' diyebilecek mi ?
Kitap Neil'ın Richard Gere'a yazdığı mektuplardan oluşuyor.


SPOİLER

Bu kitabı spoiler vermeden anlatmak ne kadar zor :D
 Richard Gere hayranı olan annesi oğluna ömrünün sonuna kadar Richard diyor ve evdeki yardımcılar bile bu oyuna ortak oluyor. Annesini üzmemek için Richard rolünü üstlenen Neil annesi ölünce kendini boşlukta bulur.  Neil'ın çoçukluğundan beri yanlarında olan aile dostları Peder Mcnamee, istifa ederek Neil'ın yanında yaşamaya karar verir.

Peder Mcnemee, Max ve Elizabeth'le çıktığı yolculukta annesinin ''Her İşte Bir Hayır Var'' teorsini haklı çıkaran olaylara tanık olacak olan Neil'ı yepyeni bir hayat beklemektedir...

Spoiler bitti :P

Tahmin etmiş olsamda (''hep öyle olur zaten'' gerçekten tahmin ettim ya :D 'mı acaba? ' dediğim çok oldu) şaşırdım ve öğrenmiş olma şekline çok üzüldüm, gözümden birkaç damla yaş gelmiş de olabilir. :'(
Tahmin ettiğim şeyin ne olduğunu söylemeyeceğim :D Sadece alttaki resimle küçük bir ipucu vereceğim. :P


Kedi Parlamentosu, kedili pijamaları <3 'Lanet olası Max' karakteri çok tatlı ya :D Adını her hatırlayışımda tebessüm ediyorum.

Feniks Yayınları'na bizi -en azından beni- Matthew Quick'le tanıştırdığı için çok teşekkür ediyorum.


6 Ağustos 2015 Perşembe

Sen Ancak Sevdiğinsin \ Serdar Özkan -Yorum




'' Kalbim önceleri kanayan, acıyan, karanlık bir yerken, yavaş yavaş hissetmeyen bir plastiğe dönüşmeye başlamıştı.''
 Syf 19


Düet kitabı. Bunun başka adı var mı? Bilmiyorum. Böyle kitaplar çok hoşuma gidiyor, aynı duyguları farklı kalplerden, hem bir kadından hem de bir erkekten dinlemek... Eskiden böyle bir planım vardı. Bu kitaptaki gibi tek bir yazar olup iki farklı kişinin ağzından anlatmaktansa, iki farklı yazar olup o şekilde dökecektik duyguları kaleme... Bundan beş altı yıl önceden bahsediyorum tabi ki, ortaokuldayken :))  Hatta başlamıştık bile yazmaya, 'büyüğümüz' - ya da büyüdüğümüzü- düşündüğümüz- için eksik, tamamlanamamış ve elimde olmadığı için hayalet roman olarak kaldı...

''Hepimiz arayıştayız aslında. Ne aradığımızı bilemeden. Aslında ne aradığımız belli değil mi? ''All you need is love!'' melodisini duymadık mı? Hepimiz sevgi aramıyor muyuz? Suya ihtiyacımız olduğu gibi sevgiye ihtiyaç duymuyor muyuz? Kimimiz ümidini kesiyor, sevilmekten ya da sevmekten. ama bu ihtiyaç yok olmuyor, göz ardı etsek de, sevgi yolunda defalarca acı çekmiş olsak da, bu ihtiyaç ortadan kalkmıyor. Vazgeçebiliriz. Yıllar bizi sert, kırılgan ya da acı biri haline dönüştürebilir, umursamaz görünebiliriz, ancak ruhumuz hep onu arıyor. sevgiyi. Sevgiden yaratılmış ruh. Ve aslını arıyor, kendini arıyor.''
Syf 29

Cannes Film Festivali'ne gitmek için bindiği treni kaçırmak pahasına da olsa, hareket etmek üzere olan trenden inip, daha önce hiç görmediği bir kadına ilk romanının üzerinde çalıştığı nüshasını hediye ediyor. O kadının bakışlarından dünyadaki ruh eşinin o olduğunu düşünüyor.
Evlilik hayalleri kurduğu sevgilisinden ayrılalı bir yıl olmuş, kendini boşlukta hisseden, bir türlü toparlayamayan kızını babası tatile göndermek istiyor. Annesinin de, kendisininde onu aramayacağına söz veriyor. Gitmek istediği yeri de kendisine bırakıyorlar. Santorin'e- ya da orijinal adıyla Santa İrini'ye- gitmeye karar veriyor. Antibes'e gitmek üzere Nice tren garında beklerken bir adam hareket etmek üzere olan bir trenden aşağı inip eline bir kitap tutuşturuyor ve kendi kitabı olduğunu söyleyip, trene biniyor. Kitabın üzerinde yazarın adı bile yazmıyor.

(Düet romanına çok güzel düet yorumu yaparım :PPP )

Eğer bir daha karşılaşırlarsa, dünyadaki ruh eşi olduklarına inanacak olan ikilinin yolculukları başlıyor.



(Santa İrini)

''Ruhların bu dünyaya gelmeden başka bir dünyada, ruhlar dünyasında tanıştıkları söylenir. Orada birbirlerini seveler, bu dünyada da tanışır, birbirlerini severler, orada birbirlerini sevmeyenler de bu dünyada sevmezlermiş.
Bir de birbirine ruhlar dünyasında aşık olanlanlar varmış. Tanrı birbiri için yarattığı iki ruhu o dünyada bir araya getirir,birbirine aşık edermiş ki, tek ruh olsunlar. Sonra o tek ruhu ayrırır, dünyada apayrı yerlere gönderirmiş. Çünkü bilirmiş ki, ayrılık olmadan kavuşma gerçekleşmez. Kavuşamanın tadını tattırmak için onları ayırırmış. Bir de bu ayrılıkla ruhları daha da zenginleşsin istermiş.''
Syf 39




 Kitap okumaktan nefret eden ben, çok sevdiğim öğretmenim Bade Alagöz'ün sayesinde ilk defa bir roman bitirmiştim. O roman da Serdar Özkan'ın ikinci kitabı olan Kayıp Gül 2'ydi. Daha sonra Kayıp Gül'e başladım. Biraz garip oldu serinin ikinci kitabının ardından birinci kitabını okumak, şanslıydım ki Diana'nın annesine verdiği söz üzerine yazdığı, devamı olmayan bir romandı. Ardından Kayıp gül. Ekim Yağmurları derkennn, bir de baktım ki kitap okumayı sevmeye başlamışım. :)) İlk tanıştığım yazar olduğu için mi bilmiyorum ama Serdar Özkan'ın kitapları bana hep farklı ve güzel gelmiştir..

''Zamanı gelince her şey bizi terk eder. Bu bir sevgili olur, sahip olduğumuz bir şey, bir başarı ya da hayatın kendisi. Kalan ve hep kalacak zannetiğimiz şeyleri de ölüm alır götürür sonunda. Onun için sıkma canını, hiç sorun değil''
Syf 107
(En sevdiğim alıntı)

Kitaba dün gece başladım ve dün gece bitirdim, ayraç kullanmadan.. Beğenmediğim tek şey, kapağı. Okurken onu görmediğim için şanslıyım :P Ç

26 Aralık 2014 Cuma

30 kitap hediye!




Yılbaşı çekilişi olmadan sizi 2015'e gönderir miyiz sandınız ? 

30 takipçimize kitap hediye ediyoruz!

-Kitap Kalbi



2 Adet Kır Çiçeği Tepesi
2 Adet Yıldız Tozu
2 Adet Sürgün
2 Adet Ölümün Gizli Yüzü
1 Adet Papucumun Ajanı 2
1 Adet Hiçliğin Kıyısında
1 Adet Erkek Severse
1 Adet Tüy Gibi Hafif
1 Adet Agafya
1 Adet Günaydın Gece
1 Adet Yıldızlar Sönünce
1 Adet Neşter
1 Adet KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM
1 Adet Son Görev
1 Adet Çikolata Tadında Hayat
1 Adet Sibirya İlmi
1 Adet Atlantis
1 Adet Gece Geçen Gemiler
1 Adet Piri Reis’in Sırrı
1 Kör Kuyu
1 Adet Kuzey Güney
4 Adet Melek Teyze
1 Adet Kimliksiz


Katılan tüm yayınevleri ve yazarımıza katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz.



21 Aralık 2014 Pazar

League Of Legends (LOL)



Bu sefer sizlerle yorumumu paylaşacağım şey bir kitap değil oyun :)

Bu yaz başladığım ve bırakamadığım bir oyun.

Mutlaka duymuşsunuzdur adını, Lol'ün :) 

Mavi ve kırmızı olmak üzere iki takımla oynanıyor. 5 vs. 5 , Pvp atarsanız tabi ki bu şart :) Özel oyundan 1 vs 1 , 2 vs. 4  şeklinde sizde istediğiniz şekilde karşılaşmayı başlatabiliyorsunuz.

Sihirdar Vadisi, Kristal Kayalık, Uğursuz Korkuluk, Sonsuz Uçurum (Lolcede ARAM :D ) olmak üzere 4 bölümde oynanıyor.

Ben en çok Aram'da oynamayı seviyorum :) Çabuk bitiyor, sihirdar bir iki saate kadar uzayabiliyor :\

Karakterlere gelecek olursak, tank, sup, ap, adc, jungle olarak ayrılıyorlar. Yakın dövüşler ap, uzaktan ateş edenler adc, can ve zırh itemi kasıp öncen gidenler tank, rakibin canını azaltıp kill'i adc ye bırakanlara sup deniyor, jungle ormanda gezer ve gang atar. :)


Resimden de anlaşıldığı üzere çok karakter olduğu için hepsini teker teker tanıtamayacağım sadece sevdiğim karakterleri tanıtacağım :))

Haldun Taner - On İkiye Bir Var / Yorum



Edebiyat sınavında çıkacağı için okuduğum bir kitaptı. Ben anlayamadım sanırım değerini bu kitabın, üzgünüm.

Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Her hikaye ilginç bir konuyla başlıyor. Alakasız bir yerde bitiyor -_-  Her hikayesine bu sefer güzel bitecek diye başlasam da olmadı yani -_-

İkinci hikayeydi sanırım ''Ayak'' , sonunda beyin yanması geçirdim. :\ Sancho'nun Sabah Yürüyüşü'ne ne demeli? Tiki tiki praf, tiki tiki praf tak -_- Tuvaletçi ablayı da unutmamalı :(

Sınavda çıkacak olmasaydı bırakmıştım.

Kitabın en sevdiğim alıntısını paylaşayım sizinle,

''Bu benim hikayesini anlatacağım İznikli Leylek, namaz kılan soydan değildi. Çünkü ramazan günü alenen solucan yiyordu. Zaten hali tavrı, yürüyüşü, iki üç adımda bir durup düşünüşü, dini bütün bir Müslümandan çok, şüpheci ve kötümser bir filozofu andırıyordu.Bu leyleğin ermişlerle değil, herhalde Voltaire'ler, Schopenhaure'lerle bir akrabalığı olacaktı.''

-İznikli Leylek 

 (kaçıncı hikaye olduğunu hatırlamıyorum )

Umarım edebiyat sınavında mantıklı sorular olur kitap hakkında :\


28 Ekim 2014 Salı

Güz Sonrası / Servet Saygınoğlu - Yorum


Bir tutam hüzün, bir tutam aşk, biraz soğuk sonbahar kitabımız karşımızda... 

Havalar dengesiz olsa da içimizde güzü hissedebileceğimiz bir kitaptı, yağmur damlalarını, soğuğa yenik düşen ağaçları, yürürken ayağımızın altında ezilen sarı-turuncu yaprakları...
Kitabımız kısa denemelerden oluşuyor. Denemeleri seviyorum, duygularını okurlara hissettirebilen yazarların yazdığı denemeleri daha çok seviyorum.Yazarın diğer kitaplarını en kısa zamanda okuyup yorumlayacağım. 


Yolcunun gelmesi güzel de, uğurlaması zor oluyor...



Var gücünle ardından koşuyorsun,dağları delip çöl aşıyorsun, olmuyor.
Onca kaybın, onca yürek yanığının üzerine birkaç damla su istiyor canın.
Teselliye ihtiyacın vardır, o sırada karşına seni sindirecek iki kelime çıkıyor ve söndürüyor yürek ateşini...
Diyor ki; '' Nasip değilmiş...''


Hiçbir şey bırakmadı, desen de mutlaka bir şarkı bırakmıştır ve ne yaparsan yap, o şarkıya rastlayacaksın. Bu kez gözyaşlarını içine akıtacak ve tebessüm maskeni takacaksın...



Bu kitabı da bitirmem derslerden dolayı bir haftamı aldı -_- Bugün matematik sınavından çıktım :D ve yeni bir kitaba başlamaya hazırım :D Kendinize iyi bakınn :*